Tesadüf mü, Eşzamanlılık mı?

Tesadüf Nedir?

Dilerseniz konunun detaylarına inmeden önce bu kavramların ne olduğuna biraz açıklık getirelim.

Tesadüf, TDK sözlüğünde “yalnızca ihtimallere bağlı olduğu düşünülen olayların kesin olmayan, değişebilen sebebi” olarak tanımlanıyor. Peki burada geçen “kesin olmayan” ve “değişebilen” ifadeleri tam olarak ne anlama geliyor?

“Kesin Olmayan” Ne Demek?

Normalde fiziksel dünyada bir olayın net bir sebebi vardır. Örneğin bir bardağı masadan iterseniz düşer ve kırılır ya da ağaç sallandığında yaprak yere düşer. Buradaki sebep-sonuç ilişkisi açıktır. Ama tesadüflerde ortada böyle tek ve mutlak bir neden yoktur.

Yıllardır görmediğiniz ilkokul arkadaşınızla rastgele gittiğiniz bir kafede karşılaşmanız gibi. Siz o gün kahve içmek istemişsinizdir, o ise arkadaşıyla buluşmaya gelmiştir. Bu karşılaşmanın tek bir nedeni yoktur; birçok küçük sebebin birleşmesiyle ortaya çıkmıştır. Bu yüzden buna “kesin olmayan” denir.

“Değişebilen Sebep” Ne Anlama Geliyor?

“Değişebilen sebep” ifadesi aslında şunu anlatır: Eğer o zincirdeki küçücük bir halka bile değişseydi, o olay hiç yaşanmayabilirdi.

Tesadüfler hassastır, pamuk ipliğine bağlıdır. Aynı örnekten devam edelim; o sabah çorabınız kaçsa ve değiştirmek için iki dakika kaybetseniz ya da arkadaşınız otobüsü kaçırsa belki de hiç karşılaşmayacaktınız. Yani tesadüfü oluşturan nedenler her an değişebilir niteliktedir. Sabit, kaçınılmaz ya da belirli bir kurala bağlı değildirler.

Kısacası Tesadüf…

Tesadüfler; kesinliğe ve sabitliğe dayanmaz, ihtimallerin sonucu olarak görülür. Bir anlam taşımak zorunda değildirler. Yaşanmıştır; hepsi bu.

Peki Ya Eşzamanlılık?

Ama gelin bir de eşzamanlılık kavramına bakalım.

Ünlü psikanalist Carl Jung tarafından ortaya atılan bu kavram, psikoloji ve felsefe dünyasının en büyüleyici teorilerinden biri olarak kabul edilir.

Jung, eşzamanlılığı en basit haliyle “anlamlı rastlantı” (meaningful coincidence) olarak tanımlar. Yani aralarında herhangi bir nedensellik bağı bulunmayan iki ya da daha fazla olayın, taşıdıkları ortak anlam nedeniyle bir araya gelmesi durumu.

Eşzamanlılık Tam Olarak Nedir?

Eşzamanlılıkta yaşanan olayların arasında doğrudan bir sebep-sonuç ilişkisi olmayabilir ama buna rağmen kişi, o olayların arasında derin bir anlam bağı hisseder.

Hayatımızda bazen öyle anlar yaşarız ki, buna sadece “şans” deyip geçmek içimizdeki anlam duygusunu tatmin etmez. İşte tam bu noktada Jung’un eşzamanlılık kavramı devreye girer.

Jung’a Göre Bir Olayın Eşzamanlılık Sayılması İçin Ne Gerekir?

Jung’a göre bir olayın eşzamanlılık sayılabilmesi için iki unsurun aynı anda gerçekleşmesi gerekir:

1- İçsel / Psikolojik Durum

Kişinin zihnindeki bir düşünce, duygu ya da yoğun bir his.

2- Dışsal / Fiziksel Olay

Dış dünyada, o içsel durumla çarpıcı biçimde örtüşen somut bir olayın gerçekleşmesi.

Bu iki durum arasında mantıksal bir bağ yoktur; biri diğerine sebep olmamıştır. Ama aralarında güçlü bir anlam ilişkisi vardır.

Kolektif Bilinçdışı ve Arketipler

Eşzamanlılık fikri bize şunu söyler: İnsan zihni ile dış dünya birbirinden tamamen kopuk değildir. İç dünyamızda büyük bir dönüşüm yaşarken, dış dünya da buna cevap verir gibi görünür.

Jung’a göre bu rastlantılar, tüm insanlığın ortak hafızasını ve sembollerini barındıran “Kolektif Bilinçdışı”ndan kaynaklanır. Ona göre hepimiz görünmez bir okyanusun sularıyla birbirimize bağlıyızdır.

Özellikle yas, ayrılık, aşk ya da kriz gibi yoğun duygusal dönemlerde bazı arketipler tetiklenir ve dış dünyadaki olaylarla anlamlı bir şekilde kesişir.

Eşzamanlılık Örnekleri

Uzun zamandır görmediğiniz ve aklınızda hiç olmayan bir arkadaşınızı yoğun şekilde düşünürken bir dakika sonra telefonunuzun çalması ve arayan kişinin o olması.

Ya da hayatınızda büyük bir karar aşamasındayken — örneğin iş değiştirmeyi düşünürken — rastgele açtığınız bir kitap sayfasında ya da yolda kulak misafiri olduğunuz bir cümlede tam olarak aradığınız cevabı bulmanız.

Bir diğer örnek ise daha spiritüel bir yerde duruyor: Sürekli aynı sayı dizileriyle karşılaşmak. Örneğin 11:11 ya da 222 gibi sayıların, hayatınızdaki önemli dönüm noktalarına denk gelmesi.

Jung’un Meşhur “Skarabe Böceği” Hikâyesi

Hatta Jung’un bu teoriyi geliştirmesine ilham veren meşhur bir “skarabe böceği” vakası vardır.

Jung, rasyonel savunmaları çok güçlü olan bir kadın hastasıyla seans yapmaktadır. Hasta, rüyasında kendisine altın bir skarabe böceği şeklinde mücevher verildiğini anlatır.

Tam o sırada Jung, arkasındaki pencereye bir şeyin çarptığını duyar. Pencereyi açtığında içeriye, o bölgede nadir görülen ve altın rengine benzeyen bir yemlik böceği girer.

Jung böceği yakalayıp hastasına uzatarak “İşte sizin skarabeniz.” der.

Bu çarpıcı “anlamlı rastlantı”, hastanın zihinsel savunmalarını kırar ve terapi sürecinde önemli bir dönüm noktası olur.

Tesadüf ve Eşzamanlılık Arasındaki Fark

Tesadüf, matematiksel olasılıkların bir sonucu olarak görülür. İki olay aynı anda gerçekleşmiştir ama bunun arkasında özel bir anlam olduğu düşünülmez. Markete gittiğinizde komşunuzla karşılaşmanız gibi. Bu bir tesadüftür; hayatınızın akışını değiştirmek zorunda değildir.

Eşzamanlılıkta ise durum biraz farklıdır. Dışarıda bir olay olur, içeride bir duygu ya da düşünce vardır ve bu ikisi tam zamanında kesişir. İnsanda, sanki evren onunla konuşuyormuş hissi uyandırır.

Peki Bilim ve İstatistik Ne Diyor?

Büyük Sayılar Kanunu

Büyük Sayılar Kanunu’na göre, yeterince büyük bir örneklem içinde imkânsız gibi görünen olayların gerçekleşmesi aslında kaçınılmazdır.

Dünyada 8 milyar insan yaşarken, birilerinin tam düşündüğü kişiyle sokakta karşılaşması matematiksel olarak olağandışı değildir.

Bir olayın gerçekleşme ihtimali milyonda bir bile olsa, o deneme milyarlarca kez tekrarlandığında o olayın bir yerde gerçekleşmesi kaçınılmaz hale gelir.

Yani belki de evren bizimle gizemli bir dil aracılığıyla konuşmuyordur. Belki de sadece istatistiğin çarkları dönüyordur ve o piyango o an size çıkmıştır.

Algıda Seçicilik

Bir diğer açıklama ise “algıda seçicilik”.

Beynimiz kalıpları sever. Yeni bir araba almayı düşündüğünüzde sokakta sürekli aynı modeli görmeye başlamanız gibi; zihniniz neyle meşgulse dış dünyada da onu seçmeye başlar.

Aslında o şey hep vardır ama siz artık ona dikkat ediyorsunuzdur.

Belki de eşzamanlılık dediğimiz şey, beynimizin kendi hikâyesine anlam arama biçimidir.

Sonuç: Evren mi Konuşuyor, Zihnimiz mi?

Belki de evren bizimle tesadüflerin diliyle konuşuyordur.

Ya da beynimiz sadece yaşanan olaylara anlam yüklemeyi seviyordur.

Ne olursa olsun, eşzamanlılıklar hayatın monoton akışına büyüleyici bir es veriyor.